Birleşmiş Milletler’in (BM) 81’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla “81 Yaşındaki BM: COP31’e Giden Yolda İnsanlar ve Gezegen İçin Çok Taraflılık” paneli düzenlendi. Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Berris Ekinci, “Antalya’daki hedefimiz nettir: Uluslararası iklim sürecinin somut sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermek ve çok taraflı iş birliğine duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmaktır” dedi.
(ANKARA) – Birleşmiş Milletler’in (BM) 81’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla “81 Yaşındaki BM: COP31’e Giden Yolda İnsanlar ve Gezegen İçin Çok Taraflılık” paneli düzenlendi. Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Berris Ekinci, “Antalya’daki hedefimiz nettir: Uluslararası iklim sürecinin somut sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermek ve çok taraflı iş birliğine duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmaktır” dedi.
BM’nin 81’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Ankara’da bir otelde etkinlik düzenlendi. Etkinlik kapsamında “COP31’e Giden Yolda İnsanlar ve Gezegen için Çok Taraflılık” temasıyla bir de panel düzenlendi. Çok sayıda yabancı misyon temsilcisinin katıldığı etkinlik, Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi’nin açılış konuşmasıyla başladı.
BM’nin 81 yıl önce savaşın yarattığı yıkımın içine doğduğunu, gelecek nesilleri savaşın felaketinden koruma, insan onurunu yüceltme ve toplumsal ilerlemeyi sağlama yönünde olağanüstü bir vaatle yola çıktığını belirten Ahongsi, “Bu vaat bugün hala pusulamız olmaya devam ediyor. Ancak bu yıl dönümünü oldukça zorlu bir dönemde idrak ediyoruz. Çatışmalar toplumları mahvediyor, eşitsizlik fırsatları kısıtlıyor, iklim değişikliği yaşamları ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor, uluslar ve kurumlar arasındaki güven ise ciddi bir sınavdan geçiyor” ifadelerini kullandı.
“ÇOK TARAFLILIK ANLAŞMAZLIKLARIN DİYALOGLA ÇÖZÜLMESİNE ZEMİN SUNAR”
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Genel Kurul açılışında, giderek daha fazla bölünen dünyamızda iş birliğinin yeniden canlandırılması çağrısında bulunduğunu anımsatan Ahonsi, Guterres’in de hatırlattığı üzere, en büyük gücün tahakküm kurma gücü değil, herkesin yararına olacak bir gelecek inşa etme gücü olduğunu söyledi. Ahonsi, “Çok taraflılığın temel amacı da budur. Çok taraflılık, ülkelere anlaşmazlıklarını diyalog yoluyla çözmeleri, ortak kurallar üzerinde müzakere etmeleri ve hiçbir ulusun tek başına elde edemeyeceği çözümlerin peşinden gitmeleri için bir zemin sunar. Bunun değeri, bir çocuk aşıya kavuştuğunda, yerinden edilmiş bir aile koruma bulduğunda, insani yardım konvoyu ihtiyaç sahiplerine ulaştığında ya da ülkeler ortak gezegenimizi koruma konusunda anlaştığında somut bir şekilde ortaya çıkar” diye konuştu.
Ahonsi, uluslararası iş birliği vaadi ile insanların günlük yaşamda deneyimledikleri gerçeklik arasındaki mesafenin kabul edilmesi gerektiğini kaydederek, güvenilirliğin tam da bu mesafenin ne ölçüde kapatılabildiğine bağlı olduğuna işaret etti. Ahonsi, “BM daha etkili, daha hesap verebilir ve ihtiyaçlara daha duyarlı bir kurum olma yolunda ilerlemeye devam etmelidir. Üye devletler, ki şunu özellikle vurgulamalıyım ki, BM’nin asıl öznesi bizzat üye devletlerdir, kurumun görevini yerine getirebilmesi için gereken siyasi kararlılığı ve desteği sağlamalıdır” dedi.
“COP 31’İN SONUÇLARI HER ÜLKEYİ İLGİLENDİRİYOR”
Türkiye’de bu seneki BM Günü’nün özel bir anlam taşıdığını söyleyen Ahonsi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Antalya’da düzenlenecek olan BM İklim Değişikliği Konferansı’na (COP 31) ev sahipliği yapmamıza üç haftadan az bir süre kaldı. Bildiğiniz üzere iklim değişikliği, çok taraflılığın gerekliliğini çok daha belirgin bir şekilde ortaya koyuyor. Emisyonlar sınır tanımıyor, kuraklıklar, seller ve aşırı sıcaklar, gıda, su, sağlık ve ekonomik güvenliği doğrudan etkiliyor. Bunun sonuçları nesiller boyu hissediliyor. COP 31’in sonuçları her ülkeyi yakından ilgilendiriyor. Dolayısıyla, atılacak adımların belirlenmesinde her ülkenin söz hakkı olmalıdır. Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması ve Avustralya’nın müzakerelerdeki liderliği, güven inşa etmek ve kolektif eylemi ileriye taşımak adına önemli bir fırsat sunuyor.
Görevimiz, verilen taahhütleri insanların bizzat hissedebileceği değişimlere dönüştürmektir: daha temiz bir hava, dirençli şehirler, güvence altına alınmış geçim kaynakları ve iklim değişikliğinin etkileriyle karşı karşıya kalan topluluklar için daha güçlü bir koruma sağlamak. Bu, kararlılık, erişilebilir finansman, teknoloji ve ortaklıklar gerektirir. Aynı zamanda, fırsatları genişleten ve yaşamları ya da işleri değişen bireyleri destekleyen adil bir geçiş sürecini de zorunlu kılar. Türkiye genelinde, kamu kurumları, belediyeler, işletmeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, kadınlar ve gençler gibi katkıda bulunmaya hazır pek çok paydaşımız olduğunu görüyoruz.”
Arkasında duran ve geri dönüşüm ile yapılan eseri kast eden Ahonsi, sanatın uzak görünen meseleleri kişisel birer meseleye dönüştürebileceğine dikkat çekti. Eserin sahibi Serkan Şerefhanoğlu’nun çalışmalarından bazılarını ilk gördüğünde, atıkların sanat aracılığıyla nasıl bir sanat eserine dönüştürülebileceği karşısında gerçekten hayran kaldığını dile getiren Ahonsi, “Serkan, bu BM Günü için BM’nin insanların hayatlarında yarattığı pek çok farklı etkiden ilham aldı: aç insanların doyurulmasından çocukların eğitimine, evlerini terk etmek zorunda kalan insanların korunmasından daha sağlıklı toplumların desteklenmesine, kadınların ve kız çocuklarının haklarının geliştirilmesinden gezegenimizin gelecek nesiller için güvence altına alınmasına kadar… Sanatçının eseri, ortak insanlığımızın tüm bu yansımalarını tek bir yaratımda bir araya getiriyor” şeklinde konuştu. Ahonsi, “Bu vesileyle, Serkan Şerefhanoğlu’nu BM Türkiye Sanat ve Sürdürülebilir Kalkınma Savunucusu olarak tanıtmaktan büyük mutluluk duyuyorum” dedi.
Sanatçı Serkan Şerefhanoğlu da iklim zirvelerinde sürdürülebilir sanatla temsil etmekten ve BM Türkiye’de Sanat ve Sürdürülebilir Kalkınma Savunucusu unvanına layık görülmekten büyük onur duyduğunu dile getirdi. Şerefhanoğlu, “Bugün burada sizlere atıklardan oluşturduğumuz, BM’nin hedefleri olan bir tablo tasarladık ve bunları da atıklardan oluşturduk. Bunları göstermek istedik. Bizim kültürümüz olan israf etmemeyi yediden 70’e ne kadar duyurabilirsem, küçücük bile, binde bir bile buna bir faydam olursa, ufacık bile, bu benim için çok büyük bir onur ve gururdur” ifadelerini kullandı.
“HEPİNİZİ ANTALYA’DA AĞIRLAMAYI SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ”
Açılışın ardından, panel oturumuna geçildi. BM Kadın Türkiye Direktörü Maryse Guimond’un moderatörlüğündeki panele Ahonsi, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Berris Ekinci ve Avustralya’nın Ankara Büyükelçisi Sally-Anne Vincent katıldı.
Türkiye’nin çok taraflılığını en büyük değerini nerede gördüğü sorusu üzerine Ekinci, üç haftadan kısa bir süre içinde COP 31 için Antalya’da bir araya geleceklerini belirtti. Ekinci, “Siyasi belirsizliğin ve iklim şüpheciliğinin arttığı bir dönemde başkanlığı üstlendik. Avustralya ile ortaklığımız, başlı başına çok taraflılığın bir göstergesidir. Bu ortaklık her iki ülke için de hayati önem taşımıştır. Türkiye ve Avustralya birbirinden çok farklı bölgelerden gelmekte ve farklı etki alanlarına sahip bulunmaktadır. Buna rağmen, uluslararası önem taşıyan ortak bir amaç doğrultusunda bir araya geldik. Büyük bir koordinasyon ve iş birliği içerisinde birlikte çalışıyoruz ve BM’yi bu çabada son derece önemli bir ortak olarak görüyoruz. Hepinizi Antalya’da ağırlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğine ve küresel güvenin yeniden tesisine ihtiyaç olduğuna işaret eden Ekinci, “Güçlü çok taraflı kurumlar ve etkin yönetişim vazgeçilmezdir. Türkiye olarak BM’yi uluslararası sistemin bel kemiği ve devletlerin küresel ölçekte temsil edildiği ve seslerini duyurabildiği tek evrensel platform olarak görüyoruz. Ancak aynı zamanda, BM’nin kendisi ve tüm kurumları da önemli zorluklarla karşı karşıya. BM’yi daha ilgili hale getirecek ve içinde bulunduğumuz yüzyılın karmaşık sorunlarıyla başa çıkmaya daha elverişli kılacak her türlü çabayı destekliyoruz. Bu nedenle, halihazırda yürütülen tüm reform süreçlerini memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz. Bu bağlamda Genel Sekreteri tarafından başlatılan BM-80 Girişimi’ni destekliyoruz” şeklinde konuştu.
İklim değişikliğinin çok taraflılığın en açık gerekliliklerinden birini ortaya koyduğunu söyleyen Ekinci, “Zira hiçbir ülke etkilerinden muaf değildir ve hiçbir ülke bu sorunla tek başına mücadele edemez. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) bu amaç doğrultusunda kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır ve Paris Anlaşması bu çerçevenin merkezinde yer almaktadır. Türkiye, Paris Anlaşması’na bağlılığını kararlılıkla sürdürmektedir” dedi.
Ekinci, çok taraflılığın günümüzdeki değerinin, jeopolitik belirsizliklerin, enerji güvenliğine ilişkin kaygıların ve giderek artan iklim şüpheciliğinin yaşandığı bir ortamda bu sürecin güvenilirliğini korumakta yattığını söyledi. İhtiyaç duyulan şeyin iklim finansmanı konusunda daha güçlü bir yaklaşım, özellikle finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme alanlarında daha etkili bir uygulama olduğunu dile getiren Ekinci, “COP 31, Türkiye ve Avustralya’nın farklı bölgesel bakış açılarını bir araya getirdiği, kapsayıcı, şeffaf, öngörülebilir ve tarafların yönlendirdiği bir süreç olarak bu çabaya sunduğumuz katkıdır. Antalya’daki hedefimiz nettir: Uluslararası iklim sürecinin somut sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermek ve çok taraflı iş birliğine duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmaktır” ifadelerini kullandı.
“BU ORTAKLIK, GELECEKTEKİ COP’LAR İÇİN ÖNEMLİ DERSLER SUNUYOR”
COP 31’in ev sahipliğinde Türkiye ile Avustralya’nın ortaklığının kendisine neler öğrettiği, bu ortaklığın gelecekteki COP başkanlıkları için bir model oluşturup oluşturamayacağı soruları üzerine yaptığı değerlendirmede Vincent, bu ortaklığın kendisine, paylaşılan liderliğin aynı rolleri ve aynı bakış açılarını gerektirmediğini öğrettiğini belirtti. Vincent, “COP 31 kapsamında rollerimiz birbirinden oldukça farklı, ancak ortak bir hedef etrafında güçlü biçimde birleşmiş durumdayız. Bu hedef, Sayın Bakan Yardımcısının dile getirdiği hususların tamamını kapsamaktadır ve COP31’in bunları hayata geçireceğini biliyoruz: Paris Anlaşması’nın uygulanmasını destekleyen kapsayıcı, şeffaf ve etkili bir COP 31” şeklinde konuştu.
Türkiye ile ülkesi arasında özgün bir ortaklık olduğunu belirten Vincent, ortaklığın hükümetlerin tüm düzeylerini kapsadığını söyledi. Bakanlarının sık sık bir araya geldiğine değinen Vincent, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin son derece güçlü liderliği ve birlikte yürüttüğümüz çalışmalar, bu ortaklığa kattığımız güçlü yönlerdir. Gelecekteki COP’lar için bir model oluşturup oluşturamayacağımızı sordunuz. Bence bu ortaklık, gelecekteki COP’lar açısından son derece önemli dersler sunuyor. Bu, birebir kopyalanması gereken bir model olmayabilir, zira Türkiye ve Avustralya kendine has özelliklere sahip iki ülke ve biz, nelerin başarılabileceğini ortaya koyan bir ortaklık kurduk. Ancak buradan çıkarılabilecek daha genel ders şudur: sorumlulukların net bir şekilde belirlendiği ve güçlü yönlerin birbirini tamamladığı durumlarda, farklı bölgelerden ülkeler, doğru bir liderlikle bir araya gelerek başarılı olabilirler. Biz bu ortaklığa odaklanmaya, ona öncelik vermeye ve son derece etkileyici, kapsayıcı bir süreç inşa etmeye büyük önem veriyoruz. COP 31’in kendisi de sonuç odaklı ve uygulamaya dayalı bir süreçtir. Ben şahsen, ülkelerimiz arasındaki dostluğun ve ikili ilişkilerin ne denli sıcak ve derin olduğunu yakından görme fırsatı buldum.”
“HEPİMİZİN SORUMLULUKLARI BULUNUYOR”
Ahonsi, moderatörün çok taraflılığa yönelik inancın devam etmesi ile bu sistemin sonuç üretme kapasitesine ilişkin şüpheler arasındaki uçuruma BM’nin nasıl yanıt vermesi gerektiği sorusu üzerine, dünya halklarının BM’nin her gün yaşamak zorunda oldukları sorunları çözmeye yönelik bir araç olarak değer taşıdığını görmeye devam etmeleri gerektiğini dile getirdi.Uluslararası iş birliğine yönelik geniş çaplı desteğin ve güçlü inancın devam etmesinin olumlu bir durum olduğunu kaydeden Ahonsi, meselenin, bu kurumların dünya halkları için yeterince hızlı, adil ve etkili sonuçlar üretmesinin nasıl sağlanacağı olduğunu ifade etti. “Bunun yolu sonuç üretmekten geçiyor” diyen Ahonsi, sonuçların ortaya konulması gerektiğini, çünkü sonuçların güven oluşturduğunu söyledi.
Ahonsi, “Yalnızca bir kurum olarak BM’nin değil, hepimizin sorumlulukları bulunuyor. Daha iyi koordinasyon sağlamak, kaynakları daha sorumlu ve verimli kullanmak ve özellikle ulusal hükümetler olmak üzere tüm ortaklarımızın sistem genelinde mevcut olan uzmanlıktan daha kolay yararlanabilmesini sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu, kurum olarak sorumluluğumuzdur. Ancak üye devletlerden oluşan küresel bir yapı olarak üye devletlerin de sorumlulukları vardır. Temel olarak, taahhütlerini yerine getirmeli ve etkili olabilmemiz için ihtiyaç duyduğumuz teknik ve mali desteği sağlayarak duyarlı, katılımcı ve ihtiyaçlara cevap veren bir biçimde çalışmamıza imkan tanımalıdırlar. BM ancak üye devletlerin desteklediği ve etkin olmasını mümkün kıldığı ölçüde güçlü ve etkilidir” değerlendirmesini yaptı.
Ahonsi, “Uluslararası iş birliğine ve çok taraflılığa duyulan inanç ile yeterince güçlü sonuçlar üretemediğimize ilişkin algı arasındaki uçurumun kapatılmasında anlamlı ortaklıkların da kritik önem taşıdığını düşünüyorum” dedi.
Esenyurt Nabız, “Milyonların Şehrinden Haberin Nabzı” anlayışıyla şehrin en yoğun ve dinamik bölgelerinden yükselen gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; gündemin ritmini yakından hissettiren güçlü bir haber platformudur.
Yorum Yap