Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Türkiye’nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldığını belirterek, “Türkiye’de ulusal medyanın yüzde 90’ı iktidarın kontrolündedir veya iktidarı desteklemektedir. Böyle bir medya yapılanması ortadayken herhangi bir muhalif parti liderinin, bir muhalif siyasetçinin ana akım medyada kendine yer bulabilmesi, eleştirilerini kamuoyuyla paylaşabilmesinin mümkünü var mı?” dedi.
(TBMM) – Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Türkiye’nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldığını belirterek, “Türkiye’de ulusal medyanın yüzde 90’ı iktidarın kontrolündedir veya iktidarı desteklemektedir. Böyle bir medya yapılanması ortadayken herhangi bir muhalif parti liderinin, bir muhalif siyasetçinin ana akım medyada kendine yer bulabilmesi, eleştirilerini kamuoyuyla paylaşabilmesinin mümkünü var mı?” dedi.
Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’de basın, fikir, teşebbüs ve inanç özgürlüklerinin güvence altına alınacağı yönündeki vaatlere karşın, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından iktidarın önceliğinin iktidarda kalmak olduğunu savundu.
İktidarın denetlenmek ve hesap vermek istemediğini belirten Özdağ, Anayasa’nın 28’inci maddesini hatırlatarak basın ve haber alma özgürlüğünün devletin anayasal yükümlülüğü olduğunu ifade etti. Özdağ, şöyle konuştu:
“Denetlenemeyen bir Türkiye, iktidarı denetlemeyecek ama muhalefeti denetleyecek. Hesap vermeyen bir iktidar ama muhalefet hesap versin istiyorlar. Biraz sonra oraya da temas edeceğim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir cümlesine de atıfta bulunacağım. Sözlerime Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28. maddesini de hatırlatmak istiyorum: ‘Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır’. Bu hüküm iktidarın lütfu değildir. Bu hüküm devletin vatandaşına karşı anayasal yükümlülüğünün ödevidir. Son yıllarda 28 Şubat postmodern darbe günlerini bile aratır hale gelen bir baskı ortamını yaşıyoruz. Maalesef muhalif medyanın zaten kısılan sesi tamamen susturulmak istendiği, muhalif gazetecilerin her gün mahkeme kapılarında ifade vererek süründürüldüğü, cesur gazetecilerin şafak baskınlarıyla tutuklanarak cezaevine atıldığı karanlık bir dönemden ve hakikatlerin aranmasını istemedikleri bir dönemden geçiyoruz. Biz bu filmi çok önceden görmüştük.
“BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI ÇIKTIĞIM İÇİN ÜNİVERSİTEDEN ÜÇ KERE UZAKLAŞTIRILDIM”
Ülkenin üzerinden silindir gibi geçen 12 Eylül darbesinin müstekbirleri, milletin inancını ve yaşam tarzını sözde kamusal alan adı altında kendi istedikleri kalıba sokmaya, milletin değerleriyle adeta savaşmaya yeltenmişlerdi ki ben de o mahkemelerde yargılanmış, idamla yargılanmış, 7,5 sene hapishanelerde kalmış bir kişiyim. 90’lı yıllar bu ceberrut uygulamaların, milleti korku ve baskılarla sindirme girişimlerinin karanlık dönemi olarak tarihi kayıtlara geçmişti. Okullarda katsayı uygulamalarıyla, başörtüsü yasaklarıyla toplumun muhafazakâr kesimi ikinci sınıf vatandaş durumuna düşürülmüş, en temel insan hakları ellerinden alınmıştı. O dönemin baskı ve zulümlerini yaşayanlardan biri de benim, 28 Şubat döneminde yaşadım.
Başörtüsü yasağına karşı çıktığım, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkından mahrum edilemeyeceğini savunduğum için ve aynı zamanda fikir hürriyetini bir partinin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun genel başkan yardımcısı olarak da fikirlerimi ifade ettiğim için görev yaptığım üniversiteden üç kere uzaklaştırıldım, üç kez. Mazlumun ve ezilenlerin yanında oldum. O zaman hem idari mahkemelerde yargılandım hem bölge idare mahkemelerinde hem Danıştay’da hem de Danıştay Daireler Kurulu’nda yargılandım. Ve oralardan beraat ederek geldim. Üniversiteye tekrar dönebilmiştim. Sayın Cumhurbaşkanı da o dönemin ikinci sınıf vatandaşlarındandı, zencilerindendi. Siyasi mücadelesinde çok baskılara maruz kalmış, inancı ve siyasi fikirleri nedeniyle haksızlıklara uğramış birisidir.
“O DÖNEMDE MUHALİF SİYASETÇİLER ANA AKIM MEDYADA YER BULABİLİYORLARDI”
O dönemde de mahkemelerde ideolojik kararlar veren, toplumun bir kesimine karşı hukuku eğip bükerek adaleti katledenler vardı. Ama o dönemde hakimler de vardı. O dönemde mazlumdan yana, zalime karşı mücadele vermiş birisi olarak, hakkı ve hakikati savunmanın bedelini ödemiş birisi olarak konuşuyorum. O dönemin onca baskı, yasak ve hukuksuzluklarına rağmen muhalif siyasetçiler ve yazarlar ana akım medyada kendilerine yer bulabiliyorlardı.
Dönemin iktidarlarının bu baskı ve zulümlerini eleştirebiliyorlardı. Sayın Erdoğan o dönemde ana akım medyada programlara katılabiliyor, kendisine yöneltilen her türlü eleştiriye cevap verebiliyordu. Şimdi dönsünler de bu yaptıklarından sonra kendi o dönemlerde kendilerine ne kadar hoşgörülü, toleranslı ve saygılı davrandığına şöyle bir baksınlar ve hesap etsinler. 28 Şubatçıların bin yıl sürmesini hayal ettikleri o karanlık dönem milletimizin demokrasiye olan inancıyla aşıldı ve geride kaldı. O karanlık dönemlerin mağdurları ve mazlumları milletin oylarıyla iktidar oldu ve ülkeyi yönetmeye başladılar. Milletimiz birden çok defa Sayın Erdoğan’a ve arkadaşlarına, partisine oy vererek iktidarla ödüllendirdi.
“ŞU SON SÜREÇTE YAŞADIKLARIMIZ 28 ŞUBAT DÖNEMİNİ HATIRLATIR”
Lakin şu son süreçte, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğimiz andan itibaren ülkece yaşadıklarımız 28 Şubat dönemi manzaralarını hatırlatır durumdadır. Sayın Erdoğan ne diyordu? ‘Biz sadece vesayetle, terör örgütleriyle, sandığa vesayet düşürmek isteyen odaklarla mücadele ederek bugünlere gelmedik. Biz aynı zamanda şahsımızı, davamızı, milli iradeyi hedef alan kirli manşetlerle, vesayet medyasıyla çarpışa çarpışa bugünlere geldik’. Peki, bugün kendisi ne yapıyor? Kendi iktidarı medyaya karşı, gazetecilere karşı nasıl davranıyor? 28 Şubat’ın mağduru olan kendisi bugünün mağruru olarak karşımızda duruyorlar. 28 Şubat döneminde mazlumlar sınıfında yer alan Sayın Erdoğan ve arkadaşları bugün toplumun önemli bir muhalif kesimi tarafından maalesef zulmediyorlar diye nitelendiriliyorlar.
“TÜRKİYE, DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ENDEKSİ’NDE 163’ÜNCÜ SIRADA”
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye 180 ülke arasında 163. sırada yer alıyor. Ülkemiz bir önceki yıl 159. sıradayken dört basamak daha gerilemiş durumdadır. Değerlendirmeye göre, Türkiye’de ulusal medyanın yüzde 90’ı iktidarın kontrolündedir veya iktidarı desteklemektedir. Peki, böyle bir medya yapılanması ortadayken herhangi bir muhalif parti liderinin, bir muhalif siyasetçinin ana akım medyada kendine yer bulabilmesi, siyasi görüşlerini, fikir ve endişelerini, eleştirilerini kamuoyuyla paylaşabilmesinin mümkünü var mı?”
Esenyurt Nabız, “Milyonların Şehrinden Haberin Nabzı” anlayışıyla şehrin en yoğun ve dinamik bölgelerinden yükselen gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; gündemin ritmini yakından hissettiren güçlü bir haber platformudur.
Yorum Yap